Mehmet VARLIOĞLU
(mehmet@kirikkale24.com)
LİDER
9 Kasım 2016, Çarşamba

  LİDER….

                             Genç  cumhuriyetimiz  tek parti iktidarı CHP den kopan bir grup milletvekilinin demokrat partiyi kurması ve 1946 seçimlerine girmesi ile çok partili seçim ve muhalefetli meclis ile tanıştı.     O zaman ki seçim sistemine göre açık oy gizli tasnif şeklinde oylar sayılır meclis şekillenirdi.                        Büyük önder Atatürk’ten sonra ülke yönetimini eline alan milli şef  İnönü dönemi  2. dünya savasının gölgesinde ekonomik zorluklar altında girdi 1946 seçimlerine.  iletişim olanaklarının yok denecek kadar az olduğu nüfus sayımı dolayısı ile seçmen sayısının tam olarak bilinemediği demokrasinin tam olarak oturup özümsenemediği  ülkemizde  1950 seçimlerinin gerçekten şenlik havasında kıran kırana geçtiği tarih kitapların da yazılıp çizildi.

                             Türkiye de lider  olmanın, siyaset yapmanın zorluğu işte o  yıllardan itibaren kendini göstermeye başlar, iyi bir hatip olup kitleleri peşinden sürüklemenin yanında; her biri döneminin kurt politikacılarına karşı da siyaseten ayakta durmanın, bir ipte dengesini sağlamaya çalışan bir cambaz misali, adımlarını güvenli atmanın gerekliliğini anlatır kaybedilen her seçim.

                             Kimi  zaman meydanlara topladığınız kalabalık sandığa oy olarak yansımaz. Rahmetli BÖLÜKBAŞI’nın dediği gibi ‘’kelle çok olur ama dene olmaz’’. Kimi zaman iktidarın ve devletin bütün imkanlarına rağmen ilk seçimine girmiş bir parti karşısında ezici bir yenilgi alırsınız 1950 yılında Milli Şef İNÖNÜ’nün CHP sinin;  Demokrat parti karşısındaki tarihi yenilgisi gibi.

                             1950 ile 1960 yılları arasında ki dönemde Milli Şef İNÖNÜ,  her ne kadar BAYAR ve MENDERES  ikilisine karşı destekcisi  ulus gazetesi  vasıtası ile sert bir muhalefet gösterse de, özel hayatlar konusunda gayet seviyeli  olmuş Başvekil Menderesin özel hayatı ile ilgili kısımları siyasi malzeme olarak kullanılmasına özenle karşı çıkmıştır.

                             1960 ihtilalinin ardından siyasi arena yeni ve genç  isimlerle tanışmış. İsimler değişse de mücadelenin şekli değişmemiştir. Menderesin tarihi mirası üzerine oturan Demirel ile İnönü karşısında kongre zaferi kazanan genç Ecevit’in mücadelesi  yoklukların, ekonomik krizlerin, artan sağ sol çatışmalarının, kuyrukların,  muhtıraların ve en sonun da  1980 ihtilalinin sebep ve sonuçları arasında gösterilmiştir.

                             1980 den sonra ülke siyasi tarihi aynı yelpaze üzerinde siyaset yaptıklarını iddia eden Özal ve Demirel’in rekabetine sahne olmuştur. Siyasi yasakların kaldırıldığı referanduma kadar Özal tek başına iktidar olmanın avantajları ile ülkede alışılmışın dışında bir siyaset izlemiş sivil demokrasiyi ülkede hakim kılmak adına alışılagelmiş teamülleri tek tek kaldırmıştır. Askere rağmen;  Celal Bayar dan sonra ülkenin ikinci sivil cumhurbaşkanı olmuştur.

                             Özal ismi siyaseten kısa bir dönem sürse de;  ülke de derin izler bırakmış aşılmaz denen teamüller aşılıp yerine sivil demokrasi daha da hakim kılınmıştır.

                             28 Şubat ile birlikte ülke siyaseten ve ekonomik olarak sarsıntıya uğramış mevcut partilerin ve yöneticilerinin halka güven vermemeleri neticesinde güçlü tek başına hükümetler kurulamamış liderler ile anılan yolsuzluk dosyaları koalisyonların ömrünü kısa tutmuş 2002 yılına kadar ülke siyasi ve ekonomik bir çıkmazın içine sürüklenmiştir.

                             2002 yılından itibaren AKP’nin  kurulup  girdiği ilk seçim de  tek başına iktidar ile sonuçlandırmasından bugüne kadar geçen 14 yılda yaşanılanların ülkemiz adına ne kadar önemli olduğunu önümüzdeki dönemlerde tarih yazıcıları daha net bir şekilde analiz edip yazacaklarıdır; AKP iktidarı ile rejimi tartışmalı mecralara taşıyanlardan, ikinci cumhuriyetcilere, Ergenekon balyoz derken Silivri özel ceza evi’nin ilk müdaimlerinden,  15 Temmuz kanlı gecesinin arkasından FETÖ gerçeğine ve Silivri ceza evi’nin  bu günkü müdaimlerine baktığımızda olayların zamanın döngüsün den daha hızlı döndüğünü  şaşırarak izlemekteyiz.

                              Geriye dönüp baktığımızda Türk Siyasi tarihinin en önemli dönemleri baştaki siyasi figürün siyasal ve kişisel gücü ile doğru orantılı olduğunu görürüz,     Alparslan dan,      Fatihe Kanuniye.      Atatürk den      Özal’a       Erdoğan’a….                              Dönemler LİDER ler ile anılmştır.

Kırıkkale24

LİDER


Yazı Tarihi: 9 Kasım 2016 10:17
Yazar Adı: Mehmet VARLIOĞLU
Haber Adresi: https://www.kirikkale24.com/lider/

  LİDER….

                             Genç  cumhuriyetimiz  tek parti iktidarı CHP den kopan bir grup milletvekilinin demokrat partiyi kurması ve 1946 seçimlerine girmesi ile çok partili seçim ve muhalefetli meclis ile tanıştı.     O zaman ki seçim sistemine göre açık oy gizli tasnif şeklinde oylar sayılır meclis şekillenirdi.                        Büyük önder Atatürk’ten sonra ülke yönetimini eline alan milli şef  İnönü dönemi  2. dünya savasının gölgesinde ekonomik zorluklar altında girdi 1946 seçimlerine.  iletişim olanaklarının yok denecek kadar az olduğu nüfus sayımı dolayısı ile seçmen sayısının tam olarak bilinemediği demokrasinin tam olarak oturup özümsenemediği  ülkemizde  1950 seçimlerinin gerçekten şenlik havasında kıran kırana geçtiği tarih kitapların da yazılıp çizildi.

                             Türkiye de lider  olmanın, siyaset yapmanın zorluğu işte o  yıllardan itibaren kendini göstermeye başlar, iyi bir hatip olup kitleleri peşinden sürüklemenin yanında; her biri döneminin kurt politikacılarına karşı da siyaseten ayakta durmanın, bir ipte dengesini sağlamaya çalışan bir cambaz misali, adımlarını güvenli atmanın gerekliliğini anlatır kaybedilen her seçim.

                             Kimi  zaman meydanlara topladığınız kalabalık sandığa oy olarak yansımaz. Rahmetli BÖLÜKBAŞI’nın dediği gibi ‘’kelle çok olur ama dene olmaz’’. Kimi zaman iktidarın ve devletin bütün imkanlarına rağmen ilk seçimine girmiş bir parti karşısında ezici bir yenilgi alırsınız 1950 yılında Milli Şef İNÖNÜ’nün CHP sinin;  Demokrat parti karşısındaki tarihi yenilgisi gibi.

                             1950 ile 1960 yılları arasında ki dönemde Milli Şef İNÖNÜ,  her ne kadar BAYAR ve MENDERES  ikilisine karşı destekcisi  ulus gazetesi  vasıtası ile sert bir muhalefet gösterse de, özel hayatlar konusunda gayet seviyeli  olmuş Başvekil Menderesin özel hayatı ile ilgili kısımları siyasi malzeme olarak kullanılmasına özenle karşı çıkmıştır.

                             1960 ihtilalinin ardından siyasi arena yeni ve genç  isimlerle tanışmış. İsimler değişse de mücadelenin şekli değişmemiştir. Menderesin tarihi mirası üzerine oturan Demirel ile İnönü karşısında kongre zaferi kazanan genç Ecevit’in mücadelesi  yoklukların, ekonomik krizlerin, artan sağ sol çatışmalarının, kuyrukların,  muhtıraların ve en sonun da  1980 ihtilalinin sebep ve sonuçları arasında gösterilmiştir.

                             1980 den sonra ülke siyasi tarihi aynı yelpaze üzerinde siyaset yaptıklarını iddia eden Özal ve Demirel’in rekabetine sahne olmuştur. Siyasi yasakların kaldırıldığı referanduma kadar Özal tek başına iktidar olmanın avantajları ile ülkede alışılmışın dışında bir siyaset izlemiş sivil demokrasiyi ülkede hakim kılmak adına alışılagelmiş teamülleri tek tek kaldırmıştır. Askere rağmen;  Celal Bayar dan sonra ülkenin ikinci sivil cumhurbaşkanı olmuştur.

                             Özal ismi siyaseten kısa bir dönem sürse de;  ülke de derin izler bırakmış aşılmaz denen teamüller aşılıp yerine sivil demokrasi daha da hakim kılınmıştır.

                             28 Şubat ile birlikte ülke siyaseten ve ekonomik olarak sarsıntıya uğramış mevcut partilerin ve yöneticilerinin halka güven vermemeleri neticesinde güçlü tek başına hükümetler kurulamamış liderler ile anılan yolsuzluk dosyaları koalisyonların ömrünü kısa tutmuş 2002 yılına kadar ülke siyasi ve ekonomik bir çıkmazın içine sürüklenmiştir.

                             2002 yılından itibaren AKP’nin  kurulup  girdiği ilk seçim de  tek başına iktidar ile sonuçlandırmasından bugüne kadar geçen 14 yılda yaşanılanların ülkemiz adına ne kadar önemli olduğunu önümüzdeki dönemlerde tarih yazıcıları daha net bir şekilde analiz edip yazacaklarıdır; AKP iktidarı ile rejimi tartışmalı mecralara taşıyanlardan, ikinci cumhuriyetcilere, Ergenekon balyoz derken Silivri özel ceza evi’nin ilk müdaimlerinden,  15 Temmuz kanlı gecesinin arkasından FETÖ gerçeğine ve Silivri ceza evi’nin  bu günkü müdaimlerine baktığımızda olayların zamanın döngüsün den daha hızlı döndüğünü  şaşırarak izlemekteyiz.

                              Geriye dönüp baktığımızda Türk Siyasi tarihinin en önemli dönemleri baştaki siyasi figürün siyasal ve kişisel gücü ile doğru orantılı olduğunu görürüz,     Alparslan dan,      Fatihe Kanuniye.      Atatürk den      Özal’a       Erdoğan’a….                              Dönemler LİDER ler ile anılmştır.